Nâzım Hikmet’in Moskova’daki Evi Neden Müze Olmuyor?

Nâzım Hikmet’in Moskova’daki son evi, 63 yıl geçmesine rağmen müze statüsüne kavuşamadı. Edebî mirasın geleceği belirsiz.

Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan Nâzım Hikmet’in Moskova’da yaşadığı son ev, ölümünün üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen hâlâ resmi bir müze haline getirilememiştir. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler, bu tarihi binanın önünde durarak şairin anısını yaşatmaya çalışıyor; fakat onun son yıllarını geçirdiği dairenin geleceği hâlâ belirsizliğini koruyor.

Nâzım Hikmet, yalnızca Türkiye’nin değil, Rusya’nın da kültürel tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hayatının son on iki yılını Sovyetler Birliği’nde geçiren bu büyük şair, eserlerinin büyük bir kısmını Moskova’da yazdı ve 3 Haziran 1963’te bu şehirde hayata veda etti.

Ancak günümüzde, Nâzım Hikmet’in yaşadığı apartman dairesi, yıllar geçmesine rağmen resmi bir edebiyat müzesi olma statüsüne ulaşamamıştır.

Vera Tulyakova’nın Koruma Çabaları

Nâzım Hikmet’in vefatından sonra eşi Vera Tulyakova-Hikmet, daireyi titizlikle korudu. Bu ev, yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda şairin çalışma masası, kitapları, mektupları ve kişisel eşyalarıyla dolu bir hafıza mekanı olarak varlığını sürdürdü. Vera Tulyakova’nın vefatının ardından ise bu kültürel mirasın korunması, büyük ölçüde ailesinin ve yakın çevresinin çabalarına bırakıldı.

Bugün, kamuoyunun merak ettiği en önemli soru, bu mirasın gelecekte nasıl korunacağıdır.

Ziyaretler Sınırlı

Moskova Belediyesi tarafından düzenlenen kültürel turlarda, ziyaretçiler hâlâ Nâzım Hikmet’in yaşadığı binanın önüne götürülmektedir. Binanın dış cephesinde şairi anan bir levha bulunmasına rağmen, ziyaretler sadece binanın dışıyla sınırlıdır. Şairin yaşadığı daire, düzenli olarak ziyaret edilebilen bir müze niteliği taşımamaktadır.

Dünya Çapında Benzer Örnekler

Edebiyat dünyasında, Nâzım Hikmet’in durumunun tersine pek çok örnek bulunmaktadır. Victor Hugo’nun Paris’teki evi, Lev Tolstoy’un Moskova’daki evi, Anton Çehov’un Yalta’daki evi, Boris Pasternak’ın Peredelkino’daki evi ve Nikolay Gogol’un Moskova’daki evi, hem müze hem de uluslararası araştırma merkezi olarak faaliyet göstermektedir. Nâzım Hikmet’in yaşadığı son ev ise bu tür bir kurumsal korumaya sahip görünmemektedir.

Ortak Kültürel Miras

Nâzım Hikmet, sadece Türkiye’nin değil, Rusya’nın da edebiyat tarihinde iz bırakan bir isimdir. Şiirleri birçok dile çevrilmiş ve Rus okurları tarafından kuşaklar boyunca okunmuştur. Moskova’da onun adına açılan kültür merkezi ve kütüphane, bu ilginin devam ettiğini göstermektedir. Ancak kültür merkezleri ile şairin yaşadığı gerçek mekân aynı şey değildir. Bir yazarın çalışma odası, kitaplığı ve günlük yaşamına tanıklık eden evi, edebi belleğin en önemli parçalarından biridir.

Cevap Bekleyen Sorular

Günümüzde kamuoyunun yanıt aradığı bazı temel sorular mevcuttur:

  • Nâzım Hikmet’in yaşadığı dairenin mevcut hukuki statüsü nedir?
  • Evde bulunan kişisel eşyalar ve arşiv hangi koşullarda korunmaktadır?
  • Dairenin geleceğine ilişkin Rusya Kültür Bakanlığı veya Moskova Belediyesi’nin bir çalışması var mıdır?
  • Türkiye ile Rusya arasında ortak bir kültürel miras projesi geliştirilebilir mi?
  • UNESCO veya uluslararası edebiyat kuruluşları bu sürece katkı sunabilir mi?

Uluslararası Bir Çağrı

Stefan Zweig’in Salzburg’daki evi için uluslararası kampanyalar yürütülmektedir. Virginia Woolf, James Joyce, Pablo Neruda ve Lev Tolstoy’un evleri, dünya kültür mirasının yaşayan parçaları olarak kabul edilmektedir. Nâzım Hikmet’in Moskova’daki son evi de aynı özeni hak etmektedir. Bu nedenle Edebiyat Haber olarak, Rusya Federasyonu Kültür Bakanlığı, Moskova Belediyesi, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ve uluslararası PEN merkezlerine şu çağrıyı yapıyoruz:

Nâzım Hikmet’in son evi, yalnızca bir apartman dairesi değil; iki ülkenin ortak kültürel hafızasının simgesidir. Bu evin ve içerdiği edebi mirasın gelecek kuşaklara güvenceyle aktarılması için uluslararası iş birliğiyle kalıcı bir koruma modeli oluşturulmalıdır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu