Sigorta sektörü OVP hedeflerinde stratejik rol üstleniyor
Sigorta sektörü, OVP hedeflerine katkı sunan stratejik bir alan olarak öne çıkarken afet riskleri, tasarruflar ve ihracat sigortaları gündemde.
Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık yol haritasını ortaya koyan Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Dezenflasyon ve sürdürülebilir büyümenin yanı sıra yatırımların, üretimin ve ihracatın desteklenmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması, uzun vadeli tasarrufların artırılması, yeşil ve dijital dönüşüm ile ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesi programın temel öncelikleri arasında yer aldı.
Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, OVP’de dayanıklılık kavramına yapılan vurgunun sigorta sektörü açısından önemli olduğunu söyledi. Yaşar, sektörün yalnızca programın sonuçlarından yararlanan bir alan olmadığını, aynı zamanda belirlenen hedeflerin gerçekleşmesine doğrudan katkı sağlayabilecek stratejik sektörlerden biri olduğunu ifade etti.
Sigortacılığın enerji ve su arz güvenliğinden tarımsal dayanıklılığa, stratejik sektörlerden afet risklerine kadar geniş bir alanda ekonomik kayıpların yönetilmesine katkı sunduğunu belirten Yaşar, risklerin önceden ele alınması, zararların paylaşılması ve kamu maliyesi üzerindeki yükün azaltılması bakımından sektörün önemli bir finansal araç olduğunu kaydetti.
Afet risklerine karşı finansal dayanıklılık
6 Şubat depremlerinin afetlerin ekonomik ve mali etkilerini açık biçimde gösterdiğini belirten Yaşar, açıklanan verilere göre 2023-2026 döneminde deprem harcamalarının 2026 yılı fiyatlarıyla 5,4 trilyon liraya, yaklaşık 104 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini aktardı. Toplam harcamanın yaklaşık 116 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesinin, 2027 yılında ise yaklaşık 10 milyar dolarlık ilave harcama yapılmasının öngörüldüğünü söyledi.
Bu tutarların afetlerin yalnızca insani ve sosyal sonuçlara yol açmadığını, ülke ekonomisi ile kamu maliyesi açısından da büyük risk oluşturduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Yaşar, afet sonrası kamu kaynaklarıyla kayıpların karşılanmasının yanında, afet öncesinde riskleri azaltan kentsel dönüşüm politikalarının hızlandırılması gerektiğini belirtti. Yaşar, kalan risklerin daha büyük bölümünün sigorta, reasürans ve sermaye piyasaları aracılığıyla paylaşılması gerektiğini ifade ederek Zorunlu Afet Sigortası’nın kapsamının genişletilmesini de finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi açısından önemli gördüklerini bildirdi.
İhracat ve banka dışı finansman vurgusu
OVP’de ihracat sigortalarının daha etkin kullanılmasına yönelik yaklaşımı olumlu karşıladıklarını belirten Yaşar, Türkiye’nin ihracat hedeflerini büyütürken ihracatçıların ticari ve politik risklere karşı korunmasının firmaların yeni pazarlara daha güvenli biçimde açılmasına yardımcı olacağını söyledi. Bu korumanın işletmelerin rekabet gücünü de destekleyeceğini kaydetti.
Yaşar, sigortanın ihracat politikasını tamamlayan ikincil bir unsur olarak değil, finansmanla birlikte ihracat politikasının temel araçlarından biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Banka dışı finansal kuruluşların geliştirilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılmasının finansal sistemin derinleşmesine katkı sunacağını belirtti.
Türkiye ekonomisinin ağırlıklı olarak bankacılık sistemi üzerinden finanse edildiği yapıdan; sigorta, emeklilik, sermaye piyasaları ve diğer banka dışı kuruluşların daha güçlü rol aldığı dengeli bir finansal mimariye geçişi desteklediklerini söyleyen Yaşar, sigorta ve emeklilik sektörlerindeki büyümenin risklerin daha geniş bir tabana yayılmasını ve uzun vadeli fonların ekonomiye kazandırılmasını sağlayacağını ifade etti.
Uzun vadeli tasarruflar ve dönüşüm gündemi
OVP’de uzun vadeli tasarrufların teşvik edilmesine yönelik hedeflerin sigorta ve emeklilik sektörleri için özel önem taşıdığını belirten Yaşar, hayat sigortaları ile Bireysel Emeklilik Sistemi’nin büyümesinin bireylerin geleceklerini güvence altına almasının yanı sıra ekonominin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli yerli kaynakların oluşmasına ve sermaye piyasalarının derinleşmesine destek verdiğini söyledi.
Tasarrufların artırılarak uzun vadeye yönlendirilmesinin yatırımların daha güçlü bir yerli finansman tabanıyla desteklenmesi açısından stratejik olduğunu vurgulayan Yaşar, yeşil ve dijital dönüşüm hedeflerinin de sektör için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti.
Yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği, iklim riskleri, yeni teknolojiler ve dijital altyapıların beraberinde yeni riskler getirdiğini belirten Yaşar, bu risklerin yönetilmesinde sigorta sektörünün rolünün giderek önem kazandığını ifade etti. Sigortanın yalnızca gerçekleşen zararları karşılayan bir mekanizma olmadığını söyleyen Yaşar, sektörün yatırımları teşvik eden, finansmana erişimi kolaylaştıran ve yatırımların sürdürülebilirliğini destekleyen stratejik bir araç olduğunu dile getirdi.
Dezenflasyon sürecinde öncelik reel büyüme
Dezenflasyon sürecinin sigortacılık açısından yeni bir dönemin başlangıcı olacağını belirten Yaşar, sektörün enflasyondan kaynaklanan nominal prim artışı yerine reel büyümeye daha fazla odaklanması gerektiğini söyledi. Önümüzdeki dönemde prim tutarının yanı sıra poliçe ve sigortalı sayısının artırılması, finansal gelirlerden sürdürülebilir teknik kârlılığa geçiş ve sigorta penetrasyonunun yükseltilmesinin öncelikli başlıklar olacağını kaydetti.
Yaşar, Türkiye’de sigortacılığın ekonomideki payının artırılması, koruma açığının azaltılması ve daha geniş kesimlerin sigorta güvencesine erişebilmesinin sektörün temel hedefleri arasında yer alacağını ifade etti.



