Dil Sustuktan Sonra Kalemle İfade Buldu

Hayatın sessizliğinde kalemin gücüyle içsel yolculuğa çıkan Mehmet Açar, yazmanın iyileştirici etkisini anlatıyor.

Dil Sustuktan Sonra Kalemle İfade Buldu

Hayat bazen insanı derin bir sessizliğe hapseder. Günler birbirini takip ederken, evden işe, işten eve giden yollar sürekli aynı kalır. Ancak gerçek yolculuk, çoğu zaman dışarıda değil, içsel bir keşif ile başlar. İşte benim hikâyem de böyle başladı.

Bursa Şehir Hastanesi’nde çalışıyorum. Hastaneler, insanın yaşamla olan ilişkisini en yalın haliyle gözler önüne seren yerlerdir. Burada, insanın sosyal statüsü, maddi durumu ve gösterişi bir anda anlamını yitirir. Çünkü hastane koridorlarında herkes, insanın acizliği ile yüzleşir.

Çoğu zaman bana soruyorlar: “Orada çalışmak sana ne öğretti?” Ben de genellikle kısa ama derin bir yanıt veriyorum: “Hastanelerde edilen duaların, camilerde edilen dualardan daha içten olduğunu öğrendim.” Hastaneler, insanların maskelerini çıkardığı, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide bekleyenlerin gözlerinde, dünyanın tüm telaşlarının ne kadar küçüldüğünü gördüğünüz yerlerdir.

Hastane bahçelerinde bekleyenlerin gözlerinde gizli bir cümle vardır: “Yeter ki sevdiklerimiz iyileşsin.” İşte o an, gerçek zenginliğin ne servet ne de şöhret olduğunu anlarız. Gerçek zenginlik, sağlıktır.

Modern çağ, insanları kalabalıklar içinde yalnız bırakıyor. İnsanlar birbirine daha yakın görünürken, aslında hiç olmadığı kadar uzaklaşıyor. Sohbetler kısalıyor, muhabbetler sığlaşıyor ve dostluklar çoğu zaman menfaatlerin gölgesinde soluyor. Belki de bu yüzden geçmişe özlem duyuyoruz; birbirini dinleyen, kesmeden konuşan insanlara, uzun sohbetlere ve çayın buharıyla yükselen samimiyete. Zamanla insanlardan biraz uzaklaştım ama bu bir küskünlük değil, bir tercihti. Yalancı dostluklar yerine kaliteli bir yalnızlık seçtim.

Yalnızlık çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa insan yalnız kaldığında kendisine yaklaşır. Gürültüden uzaklaştıkça kendi sesini duymaya başlar. Ben de o sessizliğin içinde kitaplara sığındım. Kitaplar, benim için sadece sayfalardan ibaret değildi; her biri farklı bir dünyaya açılan kapılardı. Fransa’nın Paris sokaklarında, Rusya’nın Moskova caddelerinde, Amerika’nın Kaliforniya kıyılarında ve Hindistan’ın karmaşık hayatında dolaştım. Oysa gerçekte, ben küçük bir odada oturuyordum ama kitaplar bana dünyanın kapılarını açıyordu.

Bir sohbet sırasında şöyle demiştim: “Kitap okumayan bir insan bir hayat yaşar, kitap okuyan insan ise yüzlerce hayat.” Gerçekten de durum böyle. Bazen yaşadıklarımızı anlatmak zordur. Bazı duygular, kelimelerle ifade edilemez ve cümleler yarım kalır. Ben de uzun bir süre sustum; gördüklerimi, yaşadıklarımı ve içimde biriken kırgınlıkları, soruları sakladım. Ancak içimizde biriken duygular sonsuza dek susmaz, bir gün taşar. Benim içimdeki duygular da bir gün taştı. Nasıl mı? Dil sustu, kalem konuştu.

Kalem, insanın kalbi ile dünya arasında kurduğu en samimi köprüdür. Yazmaya başladığımda anladım ki insan bazen konuşarak değil, yazarak iyileşir. Her satır bir yükü hafifletti, her kelime içimdeki bir düğümü çözdü. Yazdıkça rahatladım. Belki de yazmak, insanın ruhuna tuttuğu en dürüst aynadır. Bir gün yazdıklarımın bir kitap olmasını isterim ama bu isteğin sebebi sadece bir kitap sahibi olmak değildir. Asıl arzum, bir okuyucunun satırların arasında yürürken durup kendi hayatını hatırlamasıdır. Bir cümlenin içinde kendini bulması ve içinden “Ben de böyle hissetmiştim” demesidir. Çünkü yazının gerçek gücü, okuyanın kalbinde yankı bulduğu anda ortaya çıkar.

Kalemle tanışmam, bugünün hikâyesi değil; çocukluğuma kadar uzanıyor. Birçok çocuğun oyuncakları varken, benim oyuncaklarım kalem ve kâğıttı. Sayfalar dolusu yazılar, karalanmış defterler, çözülmüş bulmacalar… Çocukluk hayalim öğretmen olmaktı ama hayat o yolu bana nasip etmedi. Ancak öğretmen olamadım diye kalemden ve kitaptan hiç kopmadım. Çünkü insan bazen mesleğini değil, ruhunu seçer. Benim ruhum da kelimelerle dosttu. Geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Hayat bana önce yalnızlığı, sonra huzuru öğretti. İnsan kendisiyle barışık olmayı öğrendiğinde, dünyanın gürültüsü anlamını yitirir. Bu yüzden şunu öğrendim: Kendinizi sevin, kendinize saygı duyun, kendinizle barışık olun. Çünkü insan önce kendine değer verirse, dünya da ona değer verir. Ve her şeye rağmen, siz yine de kitap okuyun. Çünkü bazen bir kitap, insanın hayatında karşılaşabileceği en sadık dosttur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu