Eski ve Yeni Konya’nın İzinde Bir Seyahat
Kâmil Uğurlu’nun kaleminden, Konya’nın geçmişi ve bugünü üzerine derin bir yolculuk.
Oktay Sarı yazdı…
Kültür ve sanat tutkunları arasında tanınan Kâmil Uğurlu, 1942 doğumlu bir mimar olarak yalnızca mimarlık alanında değil, aynı zamanda çeşitli yönetim kademelerinde de görev almış bir isimdir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Başbakanlık müşavirliği ve Karaman Belediye Başkanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuş olan Uğurlu, ayrıca şehrengizleri ile de tanınmaktadır. Geçtiğimiz yıl, 83 yaşında iken eşiyle birlikte Artvin’i keşfederek yeni bir şehrengiz için veri topladığını biliyoruz.
Kendisiyle olan tanışıklığım oldukça yeni. Bir gün, dayım Ali Umucalılar’dan bahsettiğimde, onun Konya Lisesi’nden sınıf arkadaşı olduğunu ve çok sevdiğini söylemişti. Son görüşmemizde, “Sevgili Ali’nin yeğeni olduğunuzu öğrendikten sonra sizi daha çok sevdim” demesi, benim için unutulmaz bir anı oldu.
Uğurlu, kitabını mevsim isimleriyle bölümlere ayırmış. Okuyucular, bu mevsimlerin kendi yaşam döngüleriyle örtüştüğünü düşünebilir, ancak bu her bölüm için geçerli değil. Bahar kısmı çocukluk dönemini yansıtsa da diğer mevsimlerin içerikleri farklılık gösteriyor. Yazarın bu isimlendirme ile neyi amaçladığını tam olarak anlamak zor olsa da, bu yaklaşım kitabın atmosferine olumlu bir katkı sağlıyor.
Kitabın ön sözü, “İfâde-i Merâm” olarak adlandırılmış. Bu, yalnızca Osmanlıca bir ifade değil, aynı zamanda Konya’nın en güzel semtlerinden biri olan Meram’a da bir gönderme yapıyor. İlk cümlede, Cemile Hala olarak bilinen Hz. Mevlâna’nın hayranı Annemarie Schimmel’den bahsedilmesi, güzel bir başlangıç olmuş. Schimmel’in “Doğudan Batıya” adlı otobiyografisini de okuyuculara öneriyorum; bu eser, Konya’nın o dönemdeki tasvirlerini harika bir şekilde sunuyor.
Bahar I-İlk Gençlik bölümü, Uğurlu’nun Hadim Aladağ’daki çocukluğuna, ailesine ve Karaman’a göçüne dair anekdotlar sunuyor. Bu bölümde, “Doktorlar ile evliyâların arasında pek fazla bir fark yoktu o zamanlar. Onlar şifâ dağıtan erenlerdi” ifadesi dikkat çekiyor.
Bahar II-Ders Verir Hocaları bölümü, 1950-1960 yılları arasındaki Konya’nın eğitim hayatına dair kesitler sunuyor. Konya Lisesi ve Mimar Muzaffer’in eserleri üzerinde duruluyor. Mimar Muzaffer, 1921’de Konya’da vefat etmiş ve türbesi kaldırılmıştır. Kitap, bu tür tarihi kayıtsızlıkları gözler önüne seriyor.
Eski Konya’nın pazar günleri çarşı börekleri ve reçel ya da tahine bandırılan börekleri de bu bölümde anılıyor. Ayrıca, Eski Konya’nın tanınmış avukatlarından Mehmet Ali Apalı’nın, Millî Mücadele kahramanlarından Sivaslı Ali Kemalî Efendi’nin torunu olduğunu öğreniyoruz.
Yaz I-Konya’nın Sahipleri bölümünde Hz. Mevlâna, Şems ve Hacı Veyiszade Efendi gibi önemli şahsiyetlerden hikayeler yer alıyor. Hacı Veyiszade’nin, “Bir kalbden bin kitap çıkar. Ama bin kitaptan bir kalb çıkamaz” sözü, kitapseverler için anlamlı bir mesaj taşıyor.
Yaz II-Atatürk ve Konya bölümü, Atatürk’ün Konya’ya gelişleri ve Delibaşı İsyanı ile devam ediyor. Bu bölümde Sabriye’nin lokantası ve Sabile gibi önemli yerler de ele alınıyor. Bölüm başlıkları ile içerikler arasında tam bir tutarlılık olmamakla birlikte, eski Konya özlemi duyanlar için bu durum sorun teşkil etmiyor.
Güz I-Zarifler Meclisi bölümünde, Tayyip Ağa, Deli Osman Ağa ve Abdal Haydar Ağa gibi karakterler anlatılıyor. Güz II-Ramazan ve Bizim Azınlıklar bölümü, Ekmekçi Hayık ve Panos gibi Konya’nın son azınlıklarından bahsediyor. Güz III-Şairler, Yazarlar ve Koray bölümünde ise son dönemde vefat eden Konya’lı ediplere yer veriliyor. Son Güz IV-Kapı Camisi Civârı Cumhuriyeti bölümü, Kapı Camisi ile başlıyor ve kitabın diğer içerikleriyle devam ediyor.
Kitabın sonunda, Süheyl Hoca’nın Not Defteri adlı bölüm yer alıyor. Tıp Tarihi alanında önemli katkılarda bulunan Süheyl Ünver’in Konya defterlerinden alıntılar ve görseller bu bölümde yer alıyor. Bu alanda daha fazla bilgi edinmek isteyenlere, Kubbealtı Yayınları’ndan çıkan “Süheyl Ünver’in Konya Defterleri” adlı eseri öneririm.
Kâmil Uğurlu’nun kaleme aldığı bu eser, orta yaş ve üzeri okuyucular için geçmişe özlem duyan birçok yer ve kişi ismi barındırıyor. Kitapta ufak tefek yazım hataları göz ardı edilebilir. Genel olarak, kitabın içeriği oldukça etkileyici ve okuyucuyu geçmişe götürüyor. Kâmil Uğurlu’ya kitabın tadını çıkardığımı ifade ettiğimde, kendisi de oldukça memnun oldu ve Kıbrıs Şehrengizi’ni göndermek istedi. Bu nazik teklifi kabul edemedim ama Kıbrıs şehrengizini bulma arayışım devam ediyor.




